GÖRÜŞ: KAHRAMANLIK NASİP İŞİ… « EdeAjans I Kahramanmaraş'ın Haber Sitesi

SON DAKİKA

GÖRÜŞ: KAHRAMANLIK NASİP İŞİ…

Bu haber 13 Şubat 2021 - 21:48 'de eklendi ve 492 kez görüntülendi.

Milli Mücadelemizin timsali olan Dedem Sütçü İmam, Cengaver, attığını vuran, tabirimi mazur görün şöyle “ Kodu mu oturtan” bir insan değil; kendi halinde mazbut bir hayat sürdüren imanlı, hak hukuk tanıyan, cemaate imamlık yapan kendi halinde bir insandır.

Daha önceleri duymuşsunuzdur, bilhassa yurt dışında köprüden aşağı düşen bir çocuğu hemen suya atlayıp kurtaran Türk kahraman ilan edildi… veya yangına itfaiyeden önce evin kapısını kırarak anne ve çocuğu ile çocuğun köpeğini kurtaran genç kahraman ilan edildi…gibi haberleri izlemişsinizdir. Bu iş nasip işi… O olayları izleyen, sadece seyreden belki yüzlerce insan vardır. Ama ilk müdahale eden insan kahraman olarak ilan edilir.

Kahramanlık nasip işidir. Bu itibarla Maraş’ın Milli Mücadelesinde şayet Sütçü İmam’ın süt sattığı dükkanı Uzunoluk Meydanında olmayıp Boğazkesen Camisinin karşısında olsaydı belki ilk kurşunu atan başka bir Mehmet Çavuş veya Ahmet Efendi olabilirdi.

Dolayısıyla olayın Uzunoluk Hamamı önünde olması ve Sütçü İmam’ın dükkanının da tam karşıda olması olaya ilk müdahale eden Sütçü İmam’a nasip olmuştur…

Bunu kıskanacak, ben olsam ben de yapardım… veya bir kurşun attı kahraman oldu…gibi kulağıma gelen bazı menfi yorumlara gülüp geçiyorum… Hatta Sütçü İmam’ın tabancası bile yoktu, benim babam vermiş de onunla Fransızı vurmuş… diyen cahiller de çıktı…

Rahmetli babam onlara: “ Ulan yüreksiz ‘in oğlu… babanın tabancası vardı da niye sıkmadı korkak… şimdi Sütçü İmam yerine sen kahraman olurdu…” diyerek, yukarıda izah ettiğimiz “ Kahramanlığın Nasip İşi” olduğunu bir kez daha müşahede etmiş bulunmaktayız.

İngiliz başbakanı Churcill;

Türklere şu üç şeyi unutturmamız gerek:

1- Tarihlerini

2- Gerçek Kahramanlarını

3- Osmanlıyı yıkan İngilizleri…

Ayrıca Lordlar kamarasında en önemli şey “Aile Bağlarını” yok etmemiz gerek diyen lordun teklifi de herkes tarafından alkışlanmıştır.

Tarihimizi son zamanlara kadar kimler yazmış biliyoruz. Abdülhamit Han’ın “ Kızıl Sultan” yaftası bazı hainler tarafından hala gündemde tutularak boynunda asılı kalmıştır.

Kahramanlarımızın kahramanlıkları da yavaş yavaş türlü bahanelerle gündemden düşürülmek istenmektedir. Osmanlıyı yıkan İngilizleri de kendilerini içimizdeki besledikleri hainler tarafından sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermektedirler…

Aileye gelince:

İngilizler halkımızı Töb-Der, Pol-Der, Komünist, bilmem ne der diye böldükleri halde sabahleyin birbiri ile kavga ettirdikleri yurdum insanı akşam eve vardığında çocuğu “Babacığııım” diye kollarına atılınca sabahki her şeyi unutuyor, ne kadar bölsek de aile bağları o kadar sağlam ki istediğimiz gibi olmuyor… O zaman bu aile yapısını bozmamız gerekiyor diyerek şimdi İstanbul Sözleşmesi, LGBT faaliyetleri.. Kadın Hakları, Kadının özgürlüğü…

Kadın Bedeninin kendine ait olması gibi bölücü akımlarla son isteklerini de yerine getirmeye muvaffak oldular.

Şimdi kendi nikahlı karınla olan münasebetlerinde kadın istemediği zaman zor kullanarak bir isteğini yerine getirmeye çalış, biraz zor kullan bakalım … Şahitsiz ispatsız kadının bir dilekçesi ile anında en az bir ay evden uzaklaştırma cezası alırsın… O arada tekrar hanımı rahatsız edersen hapsi boylarsın… Baba evinden iki parça çeyiz ile gelen hanıma ev al araba al, yazlık al, kışlık al… ondan sonra kendi evinde o rahat rahat otursun, sen otel köşelerinde veya arabanın arka koltuğunda bir ay battaniyeye sarıl yat…

Türk aile yapısı maalesef bu hale geldi. Onun için kadın cinayetleri arttı… Türk erkeği kapı dışarı edilmeyi unutur mu… Karısı tarafından değil, anne ve babası tarafından bile evden atılsa yıllar sonra ancak birbirlerine kerhen barışmış gibi bakıyorlar…

Kadın seni kendi evinden atsa bunun travmaları neler olur, artık o kadınla aynı yastığa baş koyarmısın? İşte İstanbul sözleşmesi ile bunu sağladılar.

Giyim kuşam konusunda da Türk ve Müslüman örf ve adetlerini bıraktık, Avrupa’nın artist ve sanatçılarının kıyafetlerini seçti kadınlarımız. Bir etek Döpiyes giyen kadın kaldı mı?

Soba borusu gibi bütün vücudu saran, tüm hatlarını ortaya çıkaran streç kumaş veya tayt dedikleri giysilerle sokağa çıkıp hiç utanmadan, sıkılmadan ayıp olur mu diye düşünmeden o mağaza senin, bu mağaza benim akşama kadar gezip sonra da “ Getir” servisine telefon et, yemeğin de gelsin, hayat böyle devam edip dursun…Halimiz bu veya buna yakın.

Bu yıl artık Milli Mücadele tarihini anlatmak istemedim… 100 yıldan beri anlatıldı, ama ne değişti.. Gittikçe gündemden düşürülmeye çalışıldı… Hatta son günlerde Üniversitemizde yıllarca tarih okutmuş bir hocamız Maraş Tarihindeki Milli Mücadeleyi o kadar küçümsemiş ki söyleyecek söz bulamadım…Bu insanlar sanki kendileri yaşamış gibi unvanlarının arkasına saklanarak kendinden önce başkası tarafından Milli Mücadelemizi kötüleyen birisi tarafından yazılan bir yazıyı kaynak göstererek, onların ağzından kendi araştırması ve bilgisi imiş gibi 100 yıllık tarihi değiştirmek istemektedirler.

Churchill Boşuna dememiş: Bu Türklerin Tarihlerini, Gerçek Kahramanlarını, ve Osmanlı’yı yıkan İngilizleri unutturmamız gerek… Hele aile yapılarını…

Bu itibarla bu yıl 101. Yılı kutlanacak olan Kurtuluş Bayramımızı en kalbi dileklerimle kutlar, bize bu günleri armağan eden ecdadımıza; canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve gazilerimize minnet ve şükranlarımı arz ederim…

 

YAŞAR TÜRKKORUR

Sütçü İmam’ın Torunu

e-mail: lazerofset@gmail.com

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

sex shopsex shopsex shopsex shopsex shopsex shopsex shop